Sevgiye açık olmak, genel bir kavram olarak sevgi nedir?
Sevgiye açık olmak, genel bir kavram olarak sevgi nedir?
Hepimiz sevebilme yetisiyle dünyaya geldik. Bunun aksi bazen bize öğrenilebiliyor, ama bunu değiştirmek de bizim elimizde.
Sevgi kalbin gıdasıdır, hayatı yaşanılabilir kılan, ruhu doyuran bir ihtiyaçtır aslında. Sevgi illa ki karşı cinse ya da neye eğilimimiz varsa ona duyulan aşk değildir aslında. Körü körüne bağlanmak, acı çekmek de değildir.
En öncelikli sevgi, kendini sevmektir. Kendini koşulsuz, yargılamadan sevebilen, kabul edebilen ve anlayabilen insan hayata kucak açmış bir insandır. Kendimizi, ya da karşımızdakini mükemmel olmadığı için hırpalayamayız. Zaten doğada mükemmel diye bir kavram yoktur. Gerçek sevgi nedir biliyor musunuz? Bir insanı olduğu gibi kabul etmek, onu anlamaya çalışmak, onu değiştirmeden, incitmeden, onu “o” olduğu için sevmektir. Başka birine benzediği için ya da sığ nedenlerden dolayı değil. Bir insanı ya da bir nesneyi sırf mükemmel olduğu için seviyorsak, birincisi bu gerçek sevgi değildir. İkincisi; kısa bir süre sonra hayal kırıklığına uğramamız mümkündür çünkü mükemmelliğin var olmadığı gerçeği bize keskin bir bıçak gibi vuracaktır.
İlle başka bir insanı sevmek zorunda değildir insan. Kendisi de dahil. Mesela sabah güneşin doğuşuyla öten kuşları, lavantanın kokusunu, kendisini mutlu eden bir filmi, bir küçük kedi yavrusunu, berrak gökyüzünü, bir yaz gününde tenimizi okşayan güneşi, renkleri; mesela kırmızıyı, ya da maviyi de sevebilir insan. Aslında “aşk” ve “sevgi” kavramlarını sadece bir insana bağlamak yanlıştır. Bu takınlıyı ve acıyı doğurur. Aşık olmaya aşık olmalıdır insan. O karnında oluşan kelebek hissine, küçük heyecanlanmalara, yoğun kalp atışlarına, gün içinde hayallere dalıp gitmeye, “duygu” ve “his” olan aşka, sevgiye tutulmalıdır. Bu önünüze gelene aşık olun demek değil. Hatta hiç değil. İnsanın özü, kalbi ve hatta bedeni değerlidir. Bunu önüne gelene vermek bizden bizi götürür ve herkese dağıtırken aslında bize hiçbir şey kalmadığını fark ederiz. Bu nedenle neyi sevdiğinizi de dikkatli seçmelisiniz. Bu bir insan, nesne, olay, ya da mekan olabilir.
Bazen yanlış seçimler yapabiliriz. Biz de insanız. Ama bu seçimi fark etmek, kendimiz için en iyisini yapmak ve acıtsa da o durumdan uzaklaşmak da bir erdemdir. Alışılmış çaresizlik ile sevgisizliği ve şiddeti aşk sananlarımız olabilir. Ama bize öğretilenleri silip hayata her gün istediğimiz bir anda yeniden başlayabiliriz.
Karşımızdakini seçerken çok yüksek kriterler koyabiliyoruz bazen. Ama nasıl bir eş istediğiniz aslında sizin kim olduğunuza bağlıdır. Evren aynı frekansta insanları buluşturur. Varlıklı, başarılı, anlayışlı birini istiyorsak, önce biz o kişi olmalıyız. Derler ya, davul bile dengi dengine. Arasında seviye uçurumu olan ilişkiler batmaya çok daha müsaittir.
Eğer bir partneriniz varsa, onu nasıl gördüğünüz, nasıl iletişim kurduğunuz ilişkinizin sağlığında çok önemlidir. Aşk gözü kör edebiliyor, doğru. Ama varsayımlarınızı bir kenara koyun, önyargılarınızı, var olmayan beklentilerinizi, gönül gözünüzü açın ve karşınızdakine bakın. Onu görün. Gerçek kişiliğini, belki hayattaki acılarını, kayıplarını, hayallerini, korkularını, sevinçlerini, başarılarını başarısızlıklarını, emeklerini, çabalarını, kalbini görün. Bir yanılgıyı sevmek her zaman acı getirir. Bazen birini sevmemiz gerçekten var olmayan bir yanılsamaya, çevre faktörlerine, ya da bir hırs ürünü olabilir.
Unutmayın, karşınızdaki de sizin gibi bir insan. Onun da kendisini başarısız hissettiği zamanlar, vücudunda beğenmediği yerler, kırılmaya müsait bir kalbi var. O da sizin gibi, aslında herkes gibi sadece sevilmek, şefkat ve güvenebilmek istiyor. En kalpsiz dediğiniz insanların bile içinde aslında iyi baktığınızda görebileceğiniz yaralı bir çocuk yatıyor.
Mutlu bir ilişki istiyorsanız, kendinize şunu sorun. Karşımdakini en zor anımda yanımda yoldaş olarak istiyor muyum? Sonsuz destek sunabilir miyiz? Bir savaşta düşman değil, takım arkadaşı olabilir miyiz? Bir tartışma anında, sinirimi kontrol edip, onu 15 dk da olsa içten dinleyebilir, anlamaya istekli olur muyum? Mutluluğumu, sıkıntılarımı paylaşabilir miyim? En önemlisi paranoyalar olmadan, yanında güvende hissedebilir miyim? Kendimle olduğu gibi, onunla da her anında, başarısız olsa bile, emek gösterdiği için gurur duyabilir miyim? Yanında kendim olabilir miyim, onun da kendisi olmasına izin verebilir miyim? Onu yargılamadan, seçimlerine, fikirlerine saygı duyabilir miyim?
İnsanlar her türlü nefret dolu söylemi, hakareti çok kolay söyleyebiliyorken, iki kelime “ seni seviyorum “ cümlesi nedense çok zor çıkıyor. Sevdiğiniz insanlar varsa, onlara onları sevdiğinizi söyleyin. Annenize, kardeşinize, sevgilinize, arkadaşınıza hayatınızda sevdiğiniz kim varsa. Sevgi bir ayıp ya da utanılacak bir şey değildir. “Erkeklik” kavramı üzerinden toplum erkek bireylere ne kadar duygusuz ve sert olmayı aşılasa da, sizin de bir kalbiniz duygularınız var. Bunları bastırmak ya da saklamak sadece yalnız anlarınızda üzüntü getirir. “Kadınlar çok duygusaldır” ve “erkekler ağlamaz” klişelerini unutun. Her insanın, her canlının bir kalbi vardır. Sokaktaki kedinin bile kalbi kırılabilir. Bu son derece normaldir. Duygu yoğunluğunu ne düzeyde yaşayacağını seçmek kişinin tercihidir.
Hepinize sevgi dolu günler diliyorum. Hayat içini nefretle zehirlenmek için gerçekten çok kısa, sevgi ile doldurmak içinde yeterince uzun. Hayatta bildiğimiz kadarıyla sadece bir şansımız var, bunu iyi değerlendirin.
-Su Aksoy


Comments
Post a Comment